Çok Dilli Olması Gerekirken Tek Dilli Olan Filmler Üzerine

Kaleme aldığım sinema yazılarımda alışılageldiği üzere bu sefer de bu yazıyı yazmaya nereden karar verdiğimden bahsederek başlayacağım sözlerime. Bazı filmlerde eserin hikâyesi gereği örneğin hem ana dili İngilizce olan hem de Almanca, Fransızca, Arapça, Japonca gibi farklı ana dillere sahip karakterler bir arada yer almasına rağmen o filmlerde genellikle tek bir dil kullanılıyor. Yani her bir karakter tek bir dil üzerinden konuşuyor. Bu durum özellikle bu yazıyı yazmamdan önce izlediğim son filmlerde daha fazla aklıma takıldı. Özellikle Shogun (1980) kısa dizisi ve The 300 Spartans (1962) filmi bu konuda beni çok daha fazla düşündürdü.

Shogun (1980) dizisi bu yazıda eleştireceğim durumu izleyicilerine yaşatmayan, gerçekçiliği koruyan bir dil kullanımına sahip. Eseri izlerken en beğendiğim yanlardan biri de buydu. Dizi 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl başı arasında, Japonya'ya gelen ve burada yaşamak zorunda kalan bir İngiliz denizcinin maceralarını konu alıyor. Bu dizide sık sık bir çevirmen aracılığıyla Japonca ve İngilizce arasında köprü kuruluyor. Bu sayede konu daha gerçekçi bir şekilde işleniyor. Çünkü anlatılan hikâye gerçekte yaşansa, durum tam da böyle olacaktı. Yani Japonca bilmeyen İngiliz ile İngilizce bilmeyen Japonlar arasında bir iletişim oluşamayacak, bu dilleri bilen biri vasıtasıyla iletişim gerçekleştirilebilecekti sadece.
 
Diğer örnek göstermek istediğim eserse The 300 Spartans (1962) isimli destansı film. Milattan önce 5. yüzyıldaki önemli bir savaşa konuk olduğumuz bu filmde Yunan topraklarını işgal etmek isteyen Perslerle Spartalıların savaşına konuk oluyoruz. Ancak filmde hem Persler hem de Spartlalılar ve diğer Yunan devletlerinden olan kişiler İngilizce konuşuyor. Bu filmde hem farklı milletlerden kişilerin tek bir dil konuşması sorunu var hem de bir ilginç nokta daha. O da aslında gerçekte hikâyedeki kimsenin ana dili İngilizce olmamasına rağmen herkesin İngilizce konuşması sorunu. Bu savaşın yapıldığı zamana dönersek ve bu ülkelerin şimdiki dillerini baz alırsak aslında filmde Yunanca ve Farsça konuşulması gerekir.

Peki neden filmler hikâyelerindeki mantığa uygun dili ya da dilleri değil de tek bir dili içeriyor? Bunun birçok sebebi olduğu düşünülebilir. Filmin yapımcısı, yönetmeni hangi ülkeliyse, o eser hangi ülkeden çıkmışsa, hikâyedeki konu o ülkede geçmiyor olsa dahi yapımcının, yönetmenin ülkesinin dili kullanılır genellikle. Bunun yanı sıra, eldeki oyuncu kadrosu da bu dili bilen kişiler arasından seçildiği için zaten filmde başka bir dil kullanılması beklenmez (dublaj ile bu yapılabilir ama gerçekten o dili konuşanları kullanmak varken dublaja başvurmak gerçekçiliği bozan bir durum). Bir diğer gerekçe ise eğer filmde eser sahibinin ülkesinin dili dışında bir dil kullanılırsa bu durumda izleyicilerin altyazı okumak zorunda kalacak olması olabilir. Bazı kolaycı izleyici kitlelerine, gerçekçiliğe aykırılığa önem vermeyen izleyicilere ve yapımcılara, yönetmenlere sahip ülkelerde bu durum dikkate alınarak aslında mantıken birden fazla dili içermesi beklenen filmler tek dil üzerinden çekiliyor olabilir. Bir yandan da eserin dili neyse bu durumun o ülkenin değerini artıracak olması göz önüne alınabilir. Örneğin Yunanlarla Persler arasında geçen bir savaşın İngilizce diliyle filminin yapılması, İngilizcenin daha çok kişice duyulmasını sağlar. Bu da o dile katkıda bulunur. Aynı zamanda o dili kullanan ülkenin aslında kendisiyle alakalı olmayan bir konuya önem verip bunun filmini yapmış olması da o ülkeye itibar kazandırabilir. Çok dilli olması gerekirken tek dilli olan filmlerin neden bu şekilde çekilmiş olabileceklerine dair mantık yürüterek çıkardığım açıklamalar bu kadar.

Şimdi de başlıkta bahsi geçen durumun gerçekçiliğe ve mantığa aykırılığına dair olan asıl önemli konuya gelelim. Bir film izlerken kurgulanmış ve oyunculukla, dekorla, mizansenle, kostümle ortaya çıkartılmış yalan bir dünyanın içinde olduğumuzu biliriz. O an düşünmesek bile düşününce bunun böyle olduğunu kolayca söyleriz. Bu bakımdan birçok yalanın içinde dil de gerçek dışı şekilde kullanılsa ne olur sanki, de denebilir. Ben böyle demeyi tercih etmiyorum ve bahsi geçen şekilde tek dil kullanmanın bir sorun olduğunu düşünüyorum. Örneğin iki ülke arasındaki bir savaşı konu alan bir filmde iki ülkenin dili dışında bir dilin kullanılması bana mantıksız geliyor. O savaşı sinema aracılığıyla deneyimlemek, tarihe bir bakış açısıyla konuk olmak isteyeceğim bir filmde o ülkelerin dillerinin konuşulmasını isterim. Çünkü bu daha gerçekçidir ve mantıklı olandır. Üzerinden çok uzun zaman geçmiş bir tarihte geçen bir filmde (örneğin The 300 Spartans olsun) ise şöyle bir sorun ortaya çıkabilir: Yüzyıllar önce bu ülkelerin kullandığı dil günümüzdekiyle bire bir aynı değildi, hatta o dillerin bugünkü hâlini bilen biri o zamanlara gitse o insanlarla konuşamazdı, denebilir. Bu sorun da bambaşka ve alakasız bir dille o eseri çekmektense en azından o dillerin günümüzdeki hâliyle filmleri çekerek gerçekçiliğe daha uygun şekilde çözülebilir, diye düşünüyorum.

Sinemanın popüler konularından olan Naziler ve Yahudi Soykırımı temasına da değinebiliriz. Bu filmler de genellikle tek bir dil üzerinden çekiliyor ve o dil genellikle İngilizce oluyor. Bir Nazi subayı ile toplama kampındaki bir Yahudi'nin İngilizce üzerinden iletişim kurması mantıklı mı sizce? Her film bu şekilde değil tabii ki ve bazı eserlerde herkes kendi dilini konuşuyor. Bu yazım çok dilli olması gerekirken tek dilli olan filmler özelinde. Bazen bir film bizi öyle bir dünyaya düşürür ki burada herkes çok iyi şekilde yabancı dil bilir. Aslında ülkeleri bambaşka olan insanlar kimi filmlerin yüzlerce yıl öncesinde geçen hikâyelerinde bir araya gelmiştir ve hepsi su gibi tek bir yabancı dil üzerinden konuşurlar.  Karakterlerin ülkesi, eğitim seviyesi, içinde bulunduğu sınıf önemli değildir. Yüzyıllar öncesinde geçen bir filmde köle edilmiş bir Afrikalı da mükemmelen İngilizce, Fransızca konuşur; o ülkenin kralı da. Çarpışan iki ordunun bütün komutanları tek bir dil üzerinden iletişim kurarlar. Bazen bir uzaylı uğrar Dünya'ya. Ama o da ne; o da İngilizce konuşuyordur! Aynı dili konuşan ama aslında bambaşka dilleri olan mensupları içeren iki ordu birbiriyle savaşır bazen. Bazı filmler karakterlerin mantıken sonradan öğrenmiş olması gereken dilleri karakterlerine mükemmelen konuşturtmakta inat eder. Hâlbuki iki farklı ana dile sahip kişi iletişim kuramasa ve bir süre buna konuk olsak, sonra da her ikisinin dilini de bilen biri oraya gelse ve sorun onun aracılığıyla çözülse daha iyi olmaz mı?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gölge Oyunu (1993)

Aaahh Belinda (1986)

Il était une fois... la vie (1987-1988) Bir Zamanlar... Yaşam

İlk Yarım Saatine Sabredebilirseniz Çok İyi Bir Film İzleyeceksiniz

Talihli Amele (1980)